VARROA İLE MÜCADELEDE KİMYASAL KULLANIMININ OLUMSUZ ETKİLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Varro ile mücadele için kullanılan, kumafos ve fluvalinat etken maddesi içeren kimyasallar, yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda arı ürünlerinde kalıntı bıraktığı bilinmektedir. Bu kalıntılar insan ve arı sağlığı için önemli derecede tehlike yaratmaktadır.
Ayrıca, dünyanın birçok ülkesinde yapılan araştırmalar sonucunda Varroa’nın bu kimyasallara karşı direnç gösterdiği bulunmuştur. Direnç göstermek ne demektir?
Bunun için gelin, önce böceklerin ilaçlara karşı gösterdiği direnç in Dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından yapılan tanımına bakalım.“Bir türün normal bir topluluğunda bulunan bireylerinin çoğunu öldürdüğü kanıtlanan bir böcek ilacı dozunu, aynı böceğin diğer başka topluluğunun tolere etme yeteneğinin gelişmesi”
Bu tanımı Varoa akarının yukarıda ismi geçen kimyasallara gösterdiği direnç içinde kullanabiliriz.
Varroa ya karşı bu kimyasallar kullanılırken, doğal seçilim sayesinde kimyasallara karşı direnç genlerine sahip bazı varrolar yaşamda kalıp, bu direnç özelliği taşıyan genleri kendi döllerine aktarmışlardır. Kimyasallara hassas olan varrolar ölürken, varroa topluluğundaki dirençli olanların oranı artarak kullanılan kimyasallar artık etki gösteremez hal alır. Varroa da görülen hızlı direnç gelişimi hızlı üreme kapasitesine sahip olmalarına, yaşadıkları kolonilerin oğul vermesi ve göçer arıcılık yoluyla başka bölgelere gitmesine, kimyasalların kalıcılığına ve özelliklerine, yapılan uygulamanın oranına, zamanlamasına ve sayısına bağlı bulunur.
Ayrıca kovanlara uygulanan bu kimyasallar uygun tekniklerle uygulansa bile peteklerde kalıntı bırakmaktadırlar. Bu kalıntılı petekler temel petek yapılmak için eritildiğinde bal mumundan uzaklaşmayarak arıcıya temel petek ile birlikte geri dönmektedir. Her yıl bu şekildeki döngü peteklerdeki kimyasalların oranının artmasına neden olmaktadır. Washinton State Üniversitesinde geçen yaz yaptığımız deneylerde, arıların kendilerinin yaptığı kimyasal bulaşıklığı olmayan ve yukarıda belirtilen kimyasallarında içinde olduğu kimyasal bulaşıklı peteklerde yetiştirilen işçi arıların gelişimlerini inceledik. Kimyasal bulaşıklığı olan peteklerde yetişen işçi arıların bir kısmının larva döneminde gelişemediklerini, yine bu bulaşık peteklerde yetişen işçi arıların ömür uzunluklarının daha kısa olduğunu gözlemledik. Çalışmaya bulaşık peteklerde yetiştirilen arıların davranış bozuklukları gösterip göstermediğini anlamak için gözlem kovanlarında bu yılda devam edilecektir.
Bütün bu çalışmalardan anlaşılacağı üzere, benim arı dostlarıma tavsiyem; özellikle yukarıda bahsi geçen kimyasallardan uzak durmaları, bu kimyasalların yerine arılıklarında, bütün dünyada artarak kulanımı çoğalan, Formik, Oksalik, Laktik asit gibi arı ürünlerinde kalıntı bırakmayan, varroa nın direnç göstermediği organik asitler, bitkisel kaynaklı ve kültürel mücadele yöntemleri kulanarak varro ile savaşmalarını öneriyorum.
Bütün bunların yanında diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de ıslah yöntemleri kullanarak varro ile kendi kendine savaşan bal arısı hatlarının oluşturulması çalışmalarının devlet ve özel sektör tarafından en hızlı şekilde başlamasını diliyorum.
Şunu sakın unutmayınız ki, oluşturduğunuz sağlıklı ve başarılı varroa ile mücadele sistemleri, uzun vadede sizlerden sonraki gelen nesillerin sağlık ve övünç kaynağı olacaktır. Kurduğunuz bu sistemler gelecek nesillerin daha gelişmiş sistemlere daha kolay geçmelerini sağlayacaktır.
Kalın Sağlıcakla
ONE MINUTE LÜTFEN !!! :)
Çok değerli arı dostları,
Bildiğiniz gibi şu an başka bir ülkede yaşayıp çalışmaktayım. O yüzden sizler için hazırladığım yazıları boş zamanlarımda hazırlıyorum. Uygulamalar ve tekniklerle ilgili kendi düşüncelerimi, bu konularda yapılmış araştırmalar ile desteklemeye çalışıyorum. Fikirlerimi yazarken yabancı ve kendi dilimizdeki kaynaklardan yararlanmaya çalışıyorum. Sizlere yararlandığım kaynaklardaki önemli gördüğüm bilgileri özetleyerek sunuyorum. Ne yazık ki sizlere fıkralar yazacak, magazin haberciliği yapacak, hikayeler anlatacak, futbol maçı anlatacak zamanım yok. Keşke olsaydı. İleride umarım benimde bunları yapacak zamanım olur. Ancak görüyorum ki bizleri böyle şeylerden mahrum bırakmayan arı dostlarımız var. Onlara da burada olduklarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Zira, onlara da ihtiyacımız var.
Bizim ülkemizde işler böyle yürür. Başka mesleklerde çalışırken, diğer mesleğe hobi olarak başlanır. Daha sonra birden bu kişiler kendi branşlarında değilde, hobi olarak başladıkları branşlarda uzman oluverirler ve bir süre sonra topluluklara ve o branşın hocalarına ders vermeye başlarlar.
Peki bu iş başka ülkelerde nasıl olur? Gelişmiş ülkelerde genellikle, herkes alanında uzman olmuş kişilerin dediklerini yapar. Diğerleri de o konuya kendi mesleğiyle ilgili bildiği konularda katkıda bulunabilirse katkıda bulunurlar. Kimse uzmanlık alanı dışında bir konuyu çok iyi bilmiyorsa diğerlerine öğretmeye kalkmaz.
Bizim tıp doktorumuz, bizlerin bulup getirdiğimiz makalerdeki bilgilerin aynısını yazıp yorum farklılığı yaparak olayın yönünü değiştiriyor. Fatih Güneş’in bulup davet ettiği katalizör dergisinin yazarı kimyacı arkadaşımızın bilgilerini onaylıyor. Daha sonrada HMF kabul edilir sınırdadır deyip asitlerle ve ısı yardımıyla yapılan invert şurubu kendisinin kullanacağını söyleyip işin içinden sıyrılıyor. Sonrada gol diye bağırıyor ☺
Ben buradan kendisine ,bize HMF ile ilgili kendi alanında bilgi vermesini rica ederek, şu soruları sormak istiyorum. HMF nasıl bir toksit maddedir ? Mutagenic ( kansorejen ) madde midir ? Eğer kansorejen madde ise kanser yapma mekanizması nasıldır? Bu HMF insan vücudunda birikir mi? Birikirse nerede ve nasıl birikir? Birikmiyorsa hangi yol ile atılıyor? Kansorejen maddelerin kabul edilirlik sınırları nasıl hesaplanır? Dünyadaki bütün ülkelerde balda Kabul edilen HMF sınırı aynı mıdır ? Bu balda HMF kabul edilirlik sınırını ne zaman, nasıl, hangi ülke koymuş ? Her ülkede bu sınır aynı değilse bunun nedeni nedir? Sizden insan sağlığını ilgilendiren bu konumuzla ilgili soruların cevaplarını almayı diliyorum. Daha sonra bal ve balmumundaki kimyasal kalıntılara bakıp, organik arıcılık hakkında konuşabiliriz sanırım.
Bu sorulara verilecek cevaplar ışığında, arıcılarımızın HMF olayına daha dikkatli ve bilinçli yaklaşacağını umuyorum.
Sayın doktorum, ceza sahası içinde kendinizi yere atıp, hiç terlemeden serbest vuruştan golü atıp maçı almak istiyorsunuz. Bence maç daha yeni başlıyor siz nedersiniz ? Bizim bu arıcılar topluluğunda, arılıkda terlemden, masa başında dirsek çürütmeden maç almak yok ![]()
Gelelim invert şurup ile ilgili son edindiğim bilgilere,
Washington Eyalet üniversitesi bal arısı laboratuarı nın yöneticisi olan Prof. Dr. Steve Sheppard ile yaptığım görüşme esnasında, kendisine invert şurup hakkındaki görüşlerini ve burada koloni beslenmesinde neden invert şurup yerine toz şekerden yapılan şurubun kullanıldığını sordum.
Kendisi, bana bundan yaklaşık 10 yıl önce A.B.D.’ de invert şurupta bulunan HMF ve kulanılan asitler yüzünden zehirlenmelerin olduğunu, toplu koloni ölümleri yaşandığını, bu yüzden asitler ve ıstılarak yapılan invert şurubun riskli olduğunu belirtti. Bununla birlikte, enzim yoluyla yapılan invert şuruplar da HMF ve asit zehirlenmesi riskinin olmadığını, kullanılabileceğini, fakat onun normal şekerden daha pahalı olduğu için kullanmadığımızı söyledi.
ABD’ de Puerto Rico, Washington state, Illinois, Michigan state, Ohio state, California Davis Üniversitelerinin bal arısı araştırma laboratuvarlarında belli sürelerde bulunma şansım oldu. Hiç birinin invert şeker kullandığını görmedim.
HMF siz günler dileyerek, en derin saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.

YAPAY BAL İLE DOĞAL BALIN AYIRT EDİLMESİNDE HMF DÜZEYİNİN ÖNEMİ !!! !!!
Sevgili Arı dostları,
Her zaman söylediğim gibi, bal arıları ile ilgili farklı disiplinlerde çalışan kişilerin olaylara arıcıların bakışından daha farklı açılardan yaklaşımı bizler için çok önemli. Bunun çok güzel bir örneğine yine ülkemizde internet üzerinde Türkçe yayınlanan “Katalizor” isimli kimya dergisinde rastladığım için çok mutlu oldum. Dergiyi kimya bilimine gönül vermiş, genç bilim insanlarımız çıkarıyor. Amaçları dünya’da ve ülkemizde kimya alanındaki teknolojik gelişmeleri daha basit bir dilde sizlere sunmak.
Dergi internet adresi: www.katalizor.net
Bu dergiyi Fatih Güneş’in aracılığı ile okuma fırsatım oldu. Katalizör’ün ilk sayısında, 33-37 sayfalarında Nadide Ünal ın yazarı olduğu “Bal” başlığı ile yayınlanmış yazının ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Zira bu yazıda yapay bal ile gerçek balı ayırt etme tekniklerinden biri olan Seliwanoff testinin nasıl yapıldığı pratik deney ile çok sade bir şekilde açıklanmış. Bu yazıda sahte balın şeker şerbetinin yüksek sıcaklığa maruz bırakılarak(ısıyla muamele edilerek) asitler eklenerek (asidik ortamda) nasıl yapıldığı anlatılıyor. Bu yapılan yapay balın doğal bal ile ayrıldığı noktalardan bir tanesi ise HMF oranı. Doğal ve taze balda HMF oranı % 0-4 mg olurken sahte balda bu oranın %100-150 mg arasında olduğu söyleniyor.
Deneyde kulanılan ballar dehidratize (suyu uzaklastırma) edildikten sonra 100 ml derişik hidroklorik asitte çözülerek hazırlanmış 1 gr. Rezorsın çözeltisi damlatılıyor. Dehidrasyon işlemi sonucu ve asit etkisi ile HMF oluşması sağlanmıştır. Deneyde, yapay balda yüksek oranda bulunan HMF nin, rezorsın ile tepkimeye girmesi sonucu bal rengi kırmızıya dönüşmüş, doğal olan balda HMF oranının çok düşük miktarda bulunmasından dolayı balın rengi aynı kalmıştır.
Fotoğraf : Nadide Ünal
Bu yazıda yapay balların içerdiği yüksek orandaki HMF oranının insan ve arı sağlığı için yarattığı tehlikeyi, yapay bal ile sahte balın ayrıt edilmesinde HMF’nin nekadar önemli rol oynadığını ve doğal balın sağlığımız için nekadar önemli olduğunu öğreniyoruz.
Yazarımızı konu ile daha geniş ve ayrıntılı bilgi almak için 1 Şubat 2009 Pazar günü saat 20:00 da yapılacak olan ANARTO toplantısına davet ettik. Kendisi büyük bir zevk ile katılacağını bize bildirdi.
Genç Nadide Ünal ve Katalizör dergisi ekibine teşekkürlerimizi sunuyoruz.
YENİ ZELLANDA’DA BAL HASATI
honey men from mickey murch on Vimeo.
Yukarıdaki video’da Yeni Zellanda’da yapılan bal arısı kolonilerinin hava üfleme tekniği kulanılarak yapılan bal hasatı tekniği gösterilmektedir. Bence hızlı ve iş gücünden kazanılan bir teknik.
honey men from mickey murch on Vimeo.
Aynı arıcılık işletmesinde hasat yapıldıktan sonra balın peteklerden çıkarılarak depolanması aşamasını gösteren video.
VARROA MÜCADELESİ İÇİN HAZIRLANAN OKSALİK ASİT SOLÜSYONUNUN DEPOLANMASI VE HMF DÜZEYİ
2001 yılında Luciana Prandin, Nicoletta Daines, Barbara Girardi, Ornella Damolin, Roberto ve Tranco Mutinelli tarafından İtalya’da yapılan, “Ascientific note on long-term stability of a home-made oxalic acid water sugar solution for controlling varroosis” başlıklı araştırma Apidologie dergisinin 32 sayısının 451-452. sayfalarında yayınlanmış.
Bu araştırmanın amacı varroa mücadelesinde kulanılan şeker şurubu ile hazırlanan oksalik asit çözeltisinin 16 ay boyunca farklı sıcaklıklarda saklanması sonucu geçirdiği değişimi göstermek.
Araştırmada, yeni hazırlanan ve 16 ay boyunca -200C, 40C, karanlık oda sıcaklığı ve aydınlık oda sıcaklığında bekletilen solusyonlarda değişen önemli değer HMF düzeyi.
|
|
|
16 ay |
Saklanan |
solusyonlar |
|
|
|
Yeni hazırlanmış solusyon |
-20 0C |
4 0C |
Karanlık oda sıcaklığı |
Aydınlık oda sıcaklığı |
|
HMF mg L-1 |
1.7 |
4.2 |
50.6 |
1945.1 |
2107 |
Araştırmacıların yaptıkları literatür tarama çalışması sonucunda, El Sherbiny 1975 yılında HMF düzeyinin 30 mgL-1 kadar arılar için güvenli olduğu, HMF düzeyinin 150 mgL-1 üzerine çıktığında arıların ölmesinin artığını gösterdiğini, HMF nin yüksek konsantrasyonda bulunduğunda toksik özelliği nedeniyle arıların sindirim sisteminde ülsere neden olduğunu belirtmişlerdir.
Araştırmacılar uzun süreli oda sıcaklığında bekletilen oksalik asit solüsyonunun varroayı öldürücü özelliğini koruduğunu fakat bununla beslenen arıların ve arı larvalarının HMF den dolayı ölebileceğini belirtmişlerdir.
Bu araştırmadan çıkan sonuca göre arı dostlarımız, kolonilerinde varro mücadelesini oksalik asit solüsyonu ile yapacakları zaman kullanacakları solüsyon ya taze yapılmalı yada birdaha kulanacakları solüsyonu -20 C de saklamalarını öneririm. Bal arısı kolonilerinde varroa mücadelesi amacıyla oksalik asit kulanımı ile ilgili teknik bilgiyi http://www.aridostu.com/index.php?option=com_content&task=view&id=8&Itemid=9
adresinden öğrenbilirsiniz.
BAL ARISI KOLONİLERİNİN İNVERT ŞEKER ŞURUBU İLE BESLENMESİNİN BALIN ÖZELLİKLERİNE ETKİSİ
Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Gıda mühendisliği bölümünden sayın Musa Özcan ve Derya Arslan, yine aynı üniversitenin Taşkışla Arıcılık meslek yüksek okulunda çalışan sayın Durmuş Ali Ceylan’nın birlikte yaptıkları “Effect of inverted saccharose on some properties of honey” başlıklı çalışması uluslararası önemli bir bilimsel dergi olan Food Chemistry (Gıda kimyası) dergisinde 2006 yılının 99. sayısının 24-29 sayfalarında yayınlanmıştır.
Bu hocalarımıza ülkemize ve uluslararası bilime kazandırdıkları bu eser için hepiniz adına teşekkür ediyorum. Daha sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum
Yapılan bu araştırmanın amacı:
Bal, sakkaroz şubu(bildiğimiz şeker şurubu) ve invert şeker şurubu (yapılan işlem fiziksel ve kimyasal işlem ile sakkarozun glikoza ve fruktoza çevridiği şurup) ile beslenen 3 grub arı kolonisinden elde edilen balların özelliklerini karşılaştırmak.
Araştırmalarında kulandıkları invert şeker şurubu yapma teknikniği : Sakkaroz şurup 88 0C de 2 saat tutulmuş ve 70 0C ye kadar soğutularak, şurup 2.15 pH ya gelene kadar 0.1 % lik HCl (Hidro klorik asit) solusyonu eklenmiştir.Daha sonra ellerinde bulunan bu asidik şurubu nötür hale getirmek için Na2CO3 (sodyum karbonat) kulanılmıştır.
Bal, sakkaroz ve İnvert şurup ile beslenen arılardan elde edilen balın analiz edilmesi sonucu çıkan veriler aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Doğal Bal Sakkaroz şurup balı İnvert şurup balı

Tablodan gördüğünüz gibi yapılan invert şurup ile beslenen arılardan alınan balda HMF oranı bal ve sakkaroz şurubu ile beslenen arılardan elde edilen baldan 20 katı kadar daha fazla çıkmıştır. Araştırmacılar bunun sebebini invert şeker şerbetinin yüksek ısıya tabi tutulmasından dolayı kaynaklandığını belirtmiştir.
Ayrıca araştırma sonuçlarında, balın kalitesinde etkili olan ve balda yüksek düzeyde bulunması istenen diyastaz enzim aktivitesi doğal bal ve sakkaroz şeker şerbeti ile beslenerek elde edilen ballarda yüksek çıkarken, invert şeker şurubu ile beslenerek elde edilen balda istatistiki olarak düşük düzeyde bulunmuştur. Bütün dünyada üretilen balların diyastaz enzim aktivitesinin değerinin 8’den düşük olması istenmez.Yapılan araştırmalarda oda sıcaklığındanda 20 ay saklanan ballarda diyastas enzim aktivitesinin % 60 düzeyde düştüğünü göstermiştir(Doğaroğlu 2008).
Benim bu araştırmadan ve bu zamana kadar edindiğim bilgiler doğrultusunda konu hakkındaki kişisel düşüncelerim:
1- Baldaki HMF oranı yükseldikçe, diyastas enzimi aktivitesi düştükçe balın kalitesi düşer. Bu yüzden bal arılarının invert şeker şurubundan yaptıkları bal doğal bal yada toz şekerden yapılan (sakkaroz ) şurup ile beslenerek yapılan baldan daha düşük kaliteli olacaktır.
2- HMF toksit bir maddedir. Sadece ısıtma sonucu ortaya çıkmaz. Balın oda sıcaklıklığında uzun süreli bekletilmesi sonucundada artar. HMF fruktoz dan oluşur (Doğaruğlu 2008).
Hangi ülkenin arıcısı olursa olsun arılarını invert şeker şurubu ile besleyen arıcılar, arılarının düşük kalitede bal yapmalarını sağlamış olacaktır.
Bu tür düşük kalitede bal yaptırılarak beslenmesi sonucu arıların hangi fizyolojik ve davranış özelliklerinin değişeceği ile ilgili herhangi bir araştırmaya rastlamadım. Ama çok yüksek düzeyde HMF olan balların arıları öldürdüğünü biliyoruz. Yüksek HMF ve düşük düzeyde diyastas enzimi aktiviteli bal ile beslenen arılar belki bir düzeye kadar ölmeyebilir. Fakat, davranış özellikleri bakımından belki tarlacılık performansları düşebilir. Yada bu balla beslenen kovan içi bakıcı arılar larvaları daha düşük sayıda besleme yapabilir. Fizyolojik olarak belki bu arıların sindirim sisteminde yaptıkları tahribat ile Nosema sprolarının daha rahat üreyebilecekleri ortamın oluşmasına neden olabilir. Bu örneker daha artırıllabilir.Buna benzer araştırmlar yapıldığında karşımıza daha orjinal sonuçların çıkacağını umuyorum.
Benim fikrime göre, özellikle üretici koşullarında yapılan bu şurub, teknik açılardan uygun şartların oluşturulmasında yaşanacak zorluklar ve riskler nedeni ile arı beslenmesinde daha yüksek oranda olumsuz risk oluşturacaktır. Bu yüzden arı dostlarına tavsiyem, zorunlu olmadıkları sürece (kış beslemesinde gecikme, yağmacılık sorunu ..vb) , arılarını invert şurup ile beslememeleridir. Beslemek zorunda kaldıklarında ise, bunu kontrollü şartlarda üretilen tesisleri ve teknik personele sahip olan yerlerden almalarıdır. Benim şu anda çalıştığım arı lab. da bizler arılarımızı sakkaroz (toz şeker) şeker şurubu ile besliyoruz.
Washington Eyalet üniversitesi bal arısı laboratuarı nın yöneticisi olan Prof. Dr. Steve Sheppard ile yaptığım görüşme esnasında, kendisine invert şurup hakkındaki görüşlerini ve burada koloni beslenmesinde neden invert şurup yerine toz şekerden yapılan şurubun kullanıldığını sordum.
Kendisi, bana bundan yaklaşık 10 yıl önce A.B.D.’ de invert şurupta bulunan HMF ve kulanılan asitler yüzünden zehirlenmelerin olduğunu, toplu koloni ölümleri yaşandığını, bu yüzden asitler ve ıstılarak yapılan invert şurubun riskli olduğunu belirtti. Bununla birlikte, enzim yoluyla yapılan invert şuruplar da HMF ve asit zehirlenmesi riskinin olmadığını, kullanılabileceğini, fakat onun normal şekerden daha pahalı olduğu için kullanmadığımızı söyledi.
ABD’ de Puerto Rico, Washington state, Illinois, Michigan state, Ohio state, California Davis Üniversitelerinin bal arısı araştırma laboratuvarlarında belli sürelerde bulunma şansım oldu. Hiç birinin invert şeker kullandığını görmedim.
VAROA İLE MÜCADELEDE OKSALİK ASİT UYGULAMSINDA PÜF NOKTALAR
Günümüzde Varroa ile mücadelede bir çok kimyasal ve kültürel teknik kulanılmaktadır. Bunlardan biride Varroa ile mücadelede Oksalik asit (Oxalic acid) kullanımıdır. Oksalik asit bir çok alanda çeşitli amaçlar için kullanılan bir maddedir. Bu yüzden karşımıza çeşitli formüllerle çıkabilir. Arıcılarımız bal arısı kolonilerinde Varroa mücadelesi için hangi Oksalik asiti, nasıl kullanmalıdır? Kulanılacak oksalik asit OXALIC ACID DIHYDRATE (Oxalic-2-hydrate) isminde olmalıdır. Formülü (C2H2O2*2H2O) dur. Üzerinde waterfree Oxalic yazan ürün KULLANILMAMALIDIR.
Solovenya’da 2001 de yapılan bir araştırmada, eylül ayında kolonide kapalı gözlü kuluçkanın bulunduğu zamanda yapılan oxsalik asit uygulamasında %37 düzeyinde varroa ölümü olmuş. Ekim ve kasım aylarında yapılan uygulamlarda ise % 97 oranında varroa ölümü gözlenmiştir. Bu yüzden, oksalik asit uygulamsı kolonilerde kapalı gözlü kuluşkanın olmadığı dönemlerde yapılmalıdır.
Kullanımı:75 gr Oksalik asit + 1 litre su +1 kg toz şeker. Bu 1.66 litre solüsyon yapar. Bu miktar solüsyon yaklaşık 50 kovan için yeterlidir. Elde ettiğiniz solüsyonu bir kaç hafta içinde kullanmalısınız.10 çerçeveli arılı bir koloni için 35 ml. kullanınız. Her arılı çerçeve arasına 3.5 ml. şırınga ile damlatma yöntemi uygulanarak verilmelidir. Uygulama kapalı gözlü kuluçkanın en az olduğu dönemler olan İlkbahar ve sonbaharda yapılmalıdır. Sonbaharda bal hasadı yapıldıktan sonra uygulanması gerekir. Uygulama her koloni için haftada bir kez olup 2-3 hafta üstüste yapılabilir.
Oksalik asit ile çalışırken nelere dikkat etmeliyiz?
Çocukların ulaşamıyacağı yerde saklamalıyız.
Yiğeceklerden ve içeceklerden uzuk tutmalıyız.
Eğer insan tarafından yutulursa zehirlenmeye yada ölüme neden olur.
Teneffüs etme zarara neden olabilir.
Deri tarafından emilirse zarara yol açabilir.
Göze ve deriye direkt temaslarda büyük zarar verebilir.
Solüsyon havalandırması çok iyi olan yerde hazırlanmalı ve kesinlikle solunmamalıdır.
Solüsyon hazırlanırken ve kolonilere uygulama ağnında burun ve ağızı kapatan maske, gözler için gözlük kullanılmalıdır. Vücut üzerinde açık alan bırakılmamalı, plastik eldiven kulanılmalıdır. Ayaklarda bot yada çizme bulunmalıdır. Oksalik asit kulandığınız kıyafetin üzerine sıçrarsa bu kıyafet en kısa sürede, kimyasal teninize temas etmeden üzerinizden çıkarılmalıdır. Bu kıyafetler özenle yıkanılmalıdır.
Oksalik asit yutulması durumunda ilk yardım olarak kişeye bol miktarda su yada süt içirilmelidir. En kısa zamanda hastaneye götürülmelidir. Cilde veya Göze temaz ettiğinde, temas eden bölge 15 dakika süreyle bol suyla yıkanmalı, temiz bandajla kapatılıp, kişi hastaneye götürülmelidir.
BAL ARISI KOLONİLERİNDE VARROA MÜCADELESİNDE FORMİK ASİT (FORMIC ACID) KULLANIMI
Varroa ile en etkili şekilde mücadele etme yöntemlerinden biriside kolonilere formik asit uygulamasıdır. Formik asit organik asittir. Özellikle arıcılığı gelişmiş ülkelerde Organik bal üreticileri tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. İlkbaharda nektar akımı döneminden en az 15 gün önce ve sonbaharda bal hasatından sonra belirtilen şekilde kullanıldığında bal ve bal mumunda kalıntı bırakmadığı araştırmalar sonucu belirlenmiştir. Kullanımı arıcı için tehlikeli olabileceğinden Kanada ve Avrupa’da jel haline kullanılmaya başlanmıştır. Trake akarına karşı mücadele yöntemi olarak ta kullanılmaktadır.
Cornell Üniversitesinde araştırmacı olan Nicholas W. Calderone’ nin 2000 yılında Journal of Economic Entomology dergisinde yayınlanan araştırmasında Varroa mücadelesine karşı Apistan, thymol ve formik asit kulanılmıştır. Araştırmada %65 lik formik asit kulanılan kolonilerde %94.2 oranında,. Thymol uygulması sonucunda, %75.4 ve Apistan uygulaması sonucu %92.6 varroa ölüm oranı olmuştur. Sonuç olarak formik asitin Apistan’na alternatif control metodu olarak kulanılabileceği belirtilmiştir. Sıvı formik asit (formic acid) uygulamasında çözelti % 65 oranında olmalıdır. Bunun manası kolonilere uygulanacak formik asit çözeltisinin % 65 i Formik asit, %35 i su olduğudur. Varroa bu çözeltinin buharından etkilendiği için ölmektedir. Uygulamada formik asit çözeltisi arılara direkt olarak temas ettirilmemelidir. Bu yüzden bir miktar tuvalet kâğıdı ya da kâğıt parçası örtü tahtasının altına, kuluçka çerçevelerin üstüne yayılır ve 40 ml. çözelti kâğıt üzerine enjekte edilir. Kâğıt parçası çözeltiyi emerek arıların üzerine damlamamasını sağlamak için kullanılır. Formik asit çözeltisinin kovan içerside buharlaşması yolu ile varroa öldürülmüş olur. Yurt dışında “Mite Away”,”Apicure” adında formik asit içeren ürünler kullanılmaktadır.
Uygulamanın yapılacağı zamanki hava sıcaklığı en az 10 0C ve sıcaklık 30 0C nin üstünde olmamalıdır. Hava sıcaklığının 30 0C nin üstünde olduğu sıcaklıklarda uygulandığında ana arı kayıplarına neden olunabilir. Uygulama, koloni başına birer hafta arayla 4–6 defa yapıldığında % 95 varroa ölümü olmaktadır.
Not: Formik asit kullanan arıcının bu çözeltinin buharına maruz kalmaması gerekir. Oksalik asit kullanımında belirtilen güvenlik önlemleri Formik asit uygulamasında da izlenmelidir.
FORMIC ACID USAGE ON HONEY BEES COLONIES AGAINST VARROA
Formic acid is an organic acid and usage of formic acid on colonies one of the best methods of encounters of Varroa. Especially It is widely used by organic honey producers in countries beekeeping developed highly.
When used accordingly that is minimum 15 days before the spring time or autumn after the honey harvest, the researches shows that it does not leave any remainders on the honey or the wax.
As the use of it may be risky for the beekeeper now in Canada and Europe it is used as jell. This is also used as the strongest method in encountering against trachea mite.
As the use of it may be risky for the beekeeper now in Canada and Europe it is used as jell. This is also used as the strongest method in encountering against trachea mite.
Mr Nicholas W.Calderone who is a researcher at University of Cornell whom article has been published in Journal of Economic Entomology in year 2000. In his article he stated that he has used apistan, thymol and formic acid in encountering Varroa. In his results he found that %94.2 of Varroa destruction noted in the colonies where %65 of formic acid used. The destruction using thymol and apistan noted as %75.4 and %92.6 respectively. So the method using formic acid is stated as an alternative control method to Apistan.
In the method of liquid formic acid the solution must be %65.What that means is that the solution used on colonies should be %65 of formic acid and the rest which is %35 of water.
Varroa is effected by this solutions vapour and destructed. In this method, the bees should not be left in direct contact with the liquid of formic acid. The suitable technique is that to get some toilet paper or newspaper, lay the piece on to brood frames.
After that 40ml solution is ejected on to the paper. So the paper avoids the direct contact of bees with solution by absorbing the solution therefore not letting the solution dripping on to bees.
The solution vaporises in the colony and destroys the Varroa. In some courtiers the solutions named as “Mite Away” and ”Apicure” are widely used and those products contain formic acid.
Picture-1) Application of Formic acid
When this method is used, the temperature has to be between minimum of 10 0C and maximum of 30 0C. When used in temperatures above 30 0C; it may cause the queens death.
When the method is used between 4 and 6 times leaving a week between application it is noted that the method caused the destruction of %95 of Varroa.
Health & Safety Hazard – Important notice:
At all times you must avoid breathing the vapour of the solution. The safety measurement used in application of Oxalic acid must be followed in usage of formic acid method.
TÜRKİYE’DE BAL ARISI BİLİMİNİN SORUNLARI VE ÜRETİCİYE YANSIMALARI
Dünya üzerinde arıcılık ile ilgili bilginin üretilmesi ve yayınlanmasına öncülük eden kurumların en başında üniversiteler ve araştırma merkezleri gelir. Yayınlanan bu bilgilerin üreticiye iletilmesi görevini ise devlet kumları olan tarım il ve ilçe müdürlükleri, organizasyonlar, dernekler üstlenmiştir. Günümüzde 2.5 milyon bal arısı kolonisi bulunan Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) 40 ın üzerinde bal arısı araştırma laboratuvarı ile bal arıları üzerine çalışırken , 1 milyon koloni varlığı bulunduran Almanya 20 nin üzerinde bal arısı araştırma laboratuvarı bulundurmaktadır. Bu laboratuvarların her birinde en az bir doktoralı hoca , yüksek lisans ve doktora öğrencileri, teknisyen ve işçilerden meydana gelen kadrolar ile çalışmalarına devam etmektedirler. Bu ülkelerde ayrıca üniversiteler kapsamında daha çok ülke ve dünya çapında yapılan araştırmaları izleyen ve üreticiye bilimsel gelişmeleri daha basit dilde anlatan doktoralı uzman hoca kadroları bulunmaktadır. Bu hocalar kurulan arıcılık organizasyonlarında çeşitli görevler üstlenmektedirler.
Ülkemize baktığımızda, 4 milyon un üzerinde koloni varlığımızın olduğunu biliyoruz. Bal arısıyla çalışan araştırma laboruturalarımızın sayısının 20 civarında olduğunu görebiliyoruz .
ABD ve Avrupa ülkelerindeki arı kolonisi varlığı ve arı labrotuar sayısı oranları göz önüne alındığında, ülkemizde olması gerken arı laboratuvarı (lab.) sayısının 80 civarında olması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Ülkemizde bal arısı ile çalışan lab. sayısının yetersiz olmasının yanında, faliyetlerini yürütmelerinde bir çok sorun ortaya çıkmaktadır. Bunların en başında araştırmaların yürütülmesini sağlaycak teknik personel sayısının yetersizliği, arkasından lab ekipman ve malzemelerinin yetersiz olması izlemektedir. Çoğu arı lab. da yanlızca bir tane doktoralı hoca bulunmaktadır. Çoğu hocamız ders verme yüklerinin altında ezilirken araştırma yapacak ekibinin, malzeme ve ekipmanın yetersizliği yüzünden ne yazıkki yeterli verimlilikte araştırma yapamamaktadır. Akademik yükselmeleri için yabancı dilde yayın yapma zorunlulukları olduğu için, yaptıkları çoğu araştırma üretcilerimiz tarafından okunamamaktadır. Doktoralı hoca sayısı yetersizliğinden dolayı üniversitelerimizde ne yazıkki yukarıda bahsettiğimiz arıcılara ve arıcılık organizasyonlarına bilimsel çalışmaları daha basit dilde anlatarak danışmanlık yapan hoca kadrosu oluşturulamamaktadır.
Ülkemizde yaşanan bu sorunlar üreticiye nasıl yansımaktadır?
Araştırmaların yeterli düzeyde yapılamaması, ülkemizde ve dünyada yapılan araştırmaların üreticiye yeterli düzeyde iletilemesi, koloni başına aldığımız ortalama verimi yıllardır 16-17 kg civarında kalmasına neden olmuştur.
Yetişmiş doktoralı hoca yetersizliğimiz ve elimizde bulunan hocalara akademik yükselişlerinde yabancı dilde yayın yapma zorunluluğu getirilmesi bilim adamlarımız ve üreticimiz arasındaki bağı kopma noktasına getirmiştir.
Bütün bu olumsuzlukları gören zeki ama eğitim düzeyleri düşük olan bazı kesimler, bu boşluğu doldurmak amacıyla edindikleri kısıtlı tecrübeler ve bilgiler ile arıcılarımıza yol gösterici konumuna gelmişlerdir. Fakat verdikleri bilgiler ve gösterdikleri yollar ya bir yere kadar yeterli olabilmekte yada yanlışlar içermektedir. Bu kişiler üniversite hocalarının ve yetişmiş uzmanların yerini aldıkları gibi, onlardan daha çok bilgili olduklarınıda ileri sürebilmektedirler. Bununlada kalmayıp, ülkenin kısıtlı kaynakları ile yetişmiş uzmanlarına ve bilim adamlarına hiç bir işe yaramadıklarına varıncaya kadar çeşitli hakaretlerde bulunduklarını ne yazikki yazdıkları yazılardan okumaktayız.
Peki ne yapılmalıdır?
Diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizin insanlarının üretip kazandığı ve devlete vergi verdiği paralardan insanlarımızın eğitimine ve üniversitelerimize daha fazla pay ayrılmalıdır. Koloni varlığımız diğer ülkelerden çok yüksek olmasına rağmen bilimsel araştırmalara ayrılan pay diğer gelişmiş ülkelere göre ne yazıkki çok düşük düzeyde kalmıştır.Bu payın artırılması için akademisyeler ve arıcılar bir araya gelerek yeni projeler oluşturarak kaynak arayışı içine hep beraber gitmelidirler.
Bilim adamlarımızın daha verimli çalışmaları, öğrencilerini yetiştirebilmeleri, arıcılar ile iletişim kurabilmeleri için verimli sistemler ve modeler oluşturulmalıdır.
-
Yeni
- VARROA İLE MÜCADELEDE KİMYASAL KULLANIMININ OLUMSUZ ETKİLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
- ONE MINUTE LÜTFEN !!! :)
- YAPAY BAL İLE DOĞAL BALIN AYIRT EDİLMESİNDE HMF DÜZEYİNİN ÖNEMİ !!! !!!
- YENİ ZELLANDA’DA BAL HASATI
- VARROA MÜCADELESİ İÇİN HAZIRLANAN OKSALİK ASİT SOLÜSYONUNUN DEPOLANMASI VE HMF DÜZEYİ
- BAL ARISI KOLONİLERİNİN İNVERT ŞEKER ŞURUBU İLE BESLENMESİNİN BALIN ÖZELLİKLERİNE ETKİSİ
- VAROA İLE MÜCADELEDE OKSALİK ASİT UYGULAMSINDA PÜF NOKTALAR
- BAL ARISI KOLONİLERİNDE VARROA MÜCADELESİNDE FORMİK ASİT (FORMIC ACID) KULLANIMI
- FORMIC ACID USAGE ON HONEY BEES COLONIES AGAINST VARROA
- TÜRKİYE’DE BAL ARISI BİLİMİNİN SORUNLARI VE ÜRETİCİYE YANSIMALARI
-
Bağlantılar
- Anadolulu Arıcılar Topluluğu
- Anadolulu Bal Arısı Yapay Dölleyicileri Topluluğu
- Arı Dostu sitesi
- Yalçın Sezer
- Fatih Güneş
- Trakyalı
- Emin Benli
- İlhami Uyar
- Uğur Kıran
- M. Selim Dutar
- Taşkın Özşahin
- Hasan Sarık
- Erdal Çokengin
- Fatih Rıfkı Arı
- Mehmet Nevşehir
- Ahmet Bulut
- Hakan Turan
- M.Emin Önal
- Bahtiyar Kor
- Fatih Mazrek
- Üzeyir Okkan
- Katalizör Popüler Kimya Dergisi
- Tuncay Erdem
- Yalovalı Arıcı Yusuf
- Kenan Gişan
- Mehmet Akpınar
- Mustafa Aksungur
-
Arşivler
- Mart 2009 (1)
- Şubat 2009 (1)
- Ocak 2009 (4)
- Aralık 2008 (4)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS


